| Kaynaklar |
1.Ardıç, N. (2008). Türk sekülerleşmesi incelemelerinde paradigma değişimine doğru. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 6(11), 61-92.2.Asad, T. (2007). Sekülerliğin biçimleri: Hıristiyanlık, İslamiyet ve modernlik (F. B. Aydar, Çev.). Metis Yayınları. ss. 11-303.Asad, T., Butler, J., Mahmood, S. ve Brown, W. (2009). Eleştiri seküler midir? Küfre girme, incinme ve ifade özgürlüğü (G. Ç. Güven, Çev.). Açılım Kitap. ss. 81-1164.Bayat, A. (2015a). İslâm’ı demokratikleştirmek: Toplumsal hareketler ve post-İslâmcı dönüş (Ö. Gökmen, Çev.). İletişim Yayınları. ss. 29-495.Bayat, A. (2015b). Siyaset olarak hayat: Sıradan insanlar Ortadoğu’yu nasıl değiştiriyor? (Ö. Gökmen, Çev.). Metis Yayınları. ss. 200-2326.Bulut, Y. (2004). İslamcılık, tercüme faaliyetleri ve yerlilik. Y. Aktay (Ed.), Modern Türkiye’de siyasî düşünce: Cilt 6, İslamcılık içinde (ss. 903-926). İletişim Yayınları. ss. 903-9267.Casanova, J. (2014). Modern dünyada kamusal dinler (M. M. Şahin, Çev. Ed.). Sakarya Üniversitesi Kültür Yayınları. ss. 19-468.Göle, N. (2000). “Eğitici Laiklik ve Yaşam Biçimleri,” Melez desenler: İslam ve modernlik üzerine. Metis Yayınları. ss. 61-879.Göle, N. (2012). “Benlik, Devlet ve Kamusal Alan,” Seküler ve dinsel: Aşınan sınırlar. Metis Yayınları. ss. 11-2510.Kara, İ. (2017). “Cumhuriyet Devrinde ″Askere Din Dersleri″ Neşriyatı,” Cumhuriyet Türkiyesi’nde bir mesele olarak İslâm 2. Dergâh Yayınları. ss.589-62411.Mardin, Ş. (2011). “19. ve 20. Yüzyıllarda Osmanlı’da ve Türkiye’de İslam,” Türkiye, İslam ve sekülarizm (Makaleler 5; E. Gen & M. Bozluolcay, Çev.). İletişim Yayınları. ss. 43-10812.Mardin, Ş. (2011). “Türk Siyaset Düşüncesi Üzerine,” Türkiye, İslam ve sekülarizm (Makaleler 5; E. Gen & M. Bozluolcay, Çev.). İletişim Yayınları. ss. 201-24213.Mitchell, T. (2001). Mısır’ın sömürgeleştirilmesi (S. Ayaz, Çev.). İletişim Yayınları. ss. 27-7614.Özyürek, E. (2007). Modernlik nostaljisi: Kemalizm, laiklik ve gündelik hayatta siyaset (F. B. Aydar, Çev.). Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi. ss. 167-22815.Sayyid, S. (2016). Sekülerizm (M. M. Şahin, Çev.). Sosyal ve Kültür Araştırmalar Dergisi (The Journal of Social and Cultural Studies), 2(4), 213-229.16.Taylor, C. (2014). Seküler çağ (Y. Kaplan, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları. ss. 593-628 |
| Notlar |
Dersin omurgası “din mi güçlü, devlet mi güçlü?” gibi bir halat çekme oyununa indirgenirse, elimizde sadece gürültü kalır. Bu dersin asıl verimi, din–devlet–toplum ilişkisinin bir *alan* olduğunu; bu alanda kurumların, dillerin, duyguların, mekânların ve “normal hayat”ın birlikte işlediğini görmekte. Aşağıdaki notlar, izlence ve amaç–içerik metninizde zaten kurduğunuz çerçeveyi tekrar etmiyor; daha çok derste öğrencilerin gözünden kaçan, fakat tartışmayı bir üst kata taşıyan boyutlara işaret ediyor.En kritik ayrım şu: “sekülerleşme” ile “sekülerlik/sekülerizm” aynı şey değil. Sekülerleşme çoğu zaman bir değişim hikâyesi gibi anlatılır (dindarlık azalır/artar, kurumlar zayıflar/güçlenir). Oysa sekülerlik, çoğu zaman bir *düzenleme mantığı* olarak işler: hangi dinî pratik meşrudur, hangi dil kamusal alanda “uygun” sayılır, hangi duygu “haklı incinme” kabul edilir, hangisi “aşırılık” diye kodlanır. Öğrenciler bunu kavradığı anda, laikliği yalnızca Anayasa maddesi olarak değil, hayatı “ölçen–biçen–sınıflayan” bir pratikler demeti olarak okumaya başlar.Bu dersin gizli kahramanı “kategori üretimi.” Modern devlet sadece yasaklayan ya da serbest bırakan bir aygıt değil; aynı zamanda sınıflandıran bir makine: dinî olanı kültürel olana, geleneksel olanı irrasyonel olana, makbul olanı şüpheli olana çeviren bir çeviri hattı. Bu hattın nasıl kurulduğunu düşünmeden “laiklik tartışması” çoğu zaman yüzeyde kalır. Öğrencilerden beklenecek şey, bir metni okurken sürekli şu soruyu sormalarıdır: “Bu metin, hangi insan tipini ‘normal’ ilan ediyor? Hangi davranışı ‘sapkın’ yapıyor? Hangi duyguyu ‘meşru’ kılıyor?”Bir başka boyut: din–devlet ilişkisini “yüksek siyaset” üzerinden okumak kolaydır; zor ve öğretici olan, aynı ilişkinin gündelik hayatta nasıl “kendiliğinden” işlediğini görmek. Gündelik hayat, dersin laboratuvarıdır. Bir sınıfta başörtüsü tartışması, bir resmi törende bedenlerin hizalanması, bir kamusal mekânda sessizce yapılan bir ritüel, sosyal medyada “incinme” diliyle yürüyen bir kampanya… Bunlar “örnek” değil; doğrudan teorinin test alanı. Bu yüzden ders, “büyük olaylar tarihi” kadar “mikro pratikler sosyolojisi” de olmalı.Dersin önemli bir pedagojik kazanımı, öğrenciyi “iki kolaycı hikâyeden” kurtarmasıdır. İlki, sekülerleşmeyi doğrusal bir ilerleme olarak okuyan hikâye: toplum rasyonelleşir, din çekilir. İkincisi, sekülerleşmeyi bir “dine savaş” anlatısına indirgeyen hikâye: devlet dine saldırır, toplum direnir. Gerçek hayat daha tuhaf: devlet bazen dini bastırırken aynı anda dini üretir; din bazen devlete karşıt görünürken devletin ahlâk dilini güçlendirir; toplum da ne tamamen kurban ne tamamen kahramandır—çoğu zaman “uyum” ve “yaratıcılık” arasında gidip gelir. Bu ara bölgeyi anlamak, öğrencinin analitik kasını büyütür.Karşılaştırmalı perspektifte de bir incelik var: “İslam dünyası” diye tek bir şey yok; ama benzer modern devlet mantıkları var. Karşılaştırma, “bizde böyle, onlarda şöyle” demek değildir; aynı mekanizmanın farklı tarihsel koşullarda nasıl başka sonuçlar ürettiğini görmektir. Bu yüzden Mısır örneği dersin dekoru değil; Türkiye okumalarının kör noktalarını açan bir ayna olarak kullanılmalı. Öğrencilere “Türkiye’yi anlamak için Türkiye dışına çıkmak” fikrini kazandırır: kendi vakasını evrensel sanma hatasını törpüler.Dersin bir başka katmanı “duygu rejimleri.” Din–devlet–toplum ilişkisi sadece kurumlar ve yasalarla değil, korku, haysiyet, utanç, nostalji, incinme, öfke gibi duygularla da yürür. Özellikle laiklik tartışmalarında “nostalji” güçlü bir motor olabilir; “incinme” ise kamusal konuşmanın sınırlarını belirleyebilir. Öğrenciler, bir tartışmada hangi duygunun “meşru” kılındığını, hangisinin “abartı” diye itibarsızlaştırıldığını izlemeyi öğrenirse, seküler kamusallığın görünmeyen kurallarına dair çok şey yakalar.Bir not da dil meselesi: Derste kavramları Türkçeleştirirken, kelimelerin ideolojik yükünü görünür kılmak gerekir. “Laiklik” ve “sekülerizm” aynı tınıya sahip değil; “dindar”, “mürteci”, “çağdaş”, “makbul vatandaş” gibi etiketler ise yalnızca tanım değil, birer siyasi araçtır. Öğrencinin görevi, bu etiketleri tekrar etmek değil; etiketlerin ne yaptığını analiz etmektir. Bir kavramın sosyolojik değeri, “doğru tanım” olmaktan çok “hangi ilişkileri mümkün kıldığı”yla ölçülür.Dersin sonunda beklenen beceri, tek bir doğru cevabı ezberlemek değil; metinler arasında dolaşabilen bir “yorum ve karşılaştırma disiplini” kazanmak. Öğrenci şunu yapabilmeli: Bir metnin argümanını çıkaracak, argümanın dayandığı varsayımları gösterecek, alternatif bir okumanın hangi noktadan doğacağını tarif edecek. Yani ders, kanaat üretmekten çok, kanaatlerin nasıl üretildiğini teşhir eden bir düşünme pratiği kazandırmalı.Son olarak küçük ama etkili bir ders içi yöntem önerisi: Öğrencilerden her hafta “tek cümlelik tez” yazmalarını isteyin. O haftanın okuması onlara ne iddia ettirdi? Sonra bir ikinci cümle: “Bu teze hangi itiraz gelebilir?” Üçüncü cümle: “İtiraza yanıtım ne?” Bu mini egzersiz, dersin teorik ağırlığını taşınabilir hale getirir; öğrencinin metinle ilişkisini pasif alımlamadan aktif tartışmaya çevirir. Bu ders, en çok da o dönüşümde parlıyor: metinler “bilgi” olmaktan çıkıp “düşünme cihazı” haline geliyor. |
| Döküman |
- |
| Ödev |
Yok |
|